Çalışma Alanı

Borçlar Hukuku

Borç ilişkisi bir tarafa edimi isteme yetkisi, diğer tarafa da bu edimi yerine getirme yükümlülüğü verir; ilişkinin nereden doğduğu, nasıl yürüdüğü ve ne zaman sona erdiği borçlar hukukunun temel sorularıdır.

Avukat Ceren Eren - borclar-hukuku Çalışma Alanı Görseli

Borç sözcüğü gündelik dilde çoğu zaman para borcunu çağrıştırır; hukuki anlamı ise bundan geniştir. Borç ilişkisi, bir tarafa diğerinden belirli bir edimi isteme yetkisi veren, karşı tarafa da bu edimi yerine getirme yükümlülüğü yükleyen bağdır. Edim para ödemek olabileceği gibi bir malı teslim etmek, bir işi görmek ya da belirli bir davranıştan kaçınmak biçiminde de ortaya çıkabilir.

Bu bağ her zaman bir imzayla kurulmaz. Taraflar anlaşarak sözleşme yapmış olabilir; bir kişi hukuka aykırı davranışıyla başkasına zarar vermiş olabilir; ya da bir malvarlığı değeri geçerli bir sebep bulunmaksızın el değiştirmiş olabilir. İlişkinin hangi kaynaktan doğduğu sonraki her adımı etkiler: ispatın nasıl yapılacağı, sürenin ne zaman işlemeye başladığı ve talebin nasıl kurulacağı bu ayrımla birlikte belirlenir.

Alanın ikinci yarısı ilişkinin nasıl yürüdüğü ve nasıl sona erdiğiyle ilgilidir. İfanın zamanında yapılmaması, edimin imkânsız hâle gelmesi, ceza kayıtlarının işlemesi, alacağın başkasına devredilmesi ve zamanaşımının dolması bu başlıklar arasında yer alır. Aşağıdaki bölümler genel bilgilendirme amacı taşır; her ilişki kendi metni, yazışmaları ve koşulları içinde ayrıca değerlendirilir.

01 Borçlar Hukuku

Borçlar hukuku hangi ilişkileri kapsar?

Borçlar hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerinin genel çerçevesini kuran alandır. Buradaki borç kavramı yalnızca para borcunu değil, bir tarafın diğerine karşı üstlendiği her türlü edimi anlatır. İlişkinin iki ucu bulunur: edimi isteme yetkisini taşıyan alacaklı ile edimi yerine getirmekle yükümlü borçlu. Aynı ilişkide bir kişinin hem alacaklı hem borçlu konumunda olması da olağandır; satış ilişkisinde satıcı bedeli isteyebilirken malı teslim etmekle yükümlüdür.

Genel hükümler ve özel sözleşme türleri

Alan iki katmanlı okunur. Genel hükümler; borcun nasıl doğduğunu, nasıl ifa edileceğini, ifa edilmemesinin sonuçlarını ve hangi yollarla sona ereceğini bütün ilişkiler bakımından düzenler. İkinci katmanda satış, kira, eser, vekâlet ve kefalet gibi belirli sözleşme türlerine özgü kurallar yer alır. Bir uyuşmazlıkta önce özel bir kuralın bulunup bulunmadığına bakılır; özel kural yoksa genel hükümler devreye girer. Bu nedenle ilişkinin doğru adlandırılması, uygulanacak kuralların belirlenmesi bakımından da önem taşır.

Sözleşmenin kurulması ve şekli

Sözleşme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulur. Kural olarak şekle bağlı değildir; sözlü olarak ya da yazışmalar üzerinden de kurulabilir. Bununla birlikte kanun bazı işlemler için yazılı ya da resmî şekil arar ve bu hâllerde şekle uyulmaması işlemin geçerliliğini etkileyebilir. Şekil serbestisinin bulunduğu ilişkilerde dahi yazılılık ispat kolaylığı sağladığı için tercih edilir; hangi edimin hangi tarihte üstlenildiği çoğu zaman ancak kayıtlarla ortaya konabilir.

İfa ve sona erme

Borç kural olarak ifa ile sona erer; edimin kararlaştırılan yerde, zamanda ve içerikte yerine getirilmesi ilişkiyi tamamlar. İfa dışında da sona erme yolları vardır. İbra, yenileme, alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi, takas ve borçluya yüklenemeyen sonraki imkânsızlık bunlar arasında sayılabilir. Zamanaşımının dolması ise borcu ortadan kaldırmaz; borçluya ödemeden kaçınabilme imkânı verir. Bu ayrımın pratik sonucu, süresi dolmuş bir borç için yapılan ödemenin kural olarak geri istenememesidir.

Birden çok tarafın bulunduğu ilişkiler

Bir borç ilişkisinde birden çok alacaklı ya da borçlu yer alabilir. Müteselsil borçlulukta alacaklı, borcun tamamını borçlulardan herhangi birinden isteyebilir; ödeyen borçlunun diğerlerine başvurması ise aralarındaki iç ilişkiye göre belirlenir. Kefalet ve benzeri güvence ilişkileri de asıl borcun yanında ayrıca ele alınır. Bu sayfadaki anlatım genel bilgilendirme amacı taşır; her ilişki kendi sözleşme metni, yazışmaları ve somut koşulları içinde ayrıca değerlendirilir.

02 Olası Durumlar

Hangi anlarda borçlar hukuku değerlendirmesi gündeme gelebilir?

  1. Kararlaştırılan ödemenin yapılmaması

    Bir mal veya hizmetin karşılığı olan bedel, üzerinde anlaşılan tarihte ödenmemiştir. Alacağın muaccel hâle gelip gelmediği, ihtara gerek bulunup bulunmadığı ve gecikme faizinin hangi andan itibaren işleyeceği bu aşamada ele alınabilir.

  2. Teslimin veya işin tamamlanmasının gecikmesi

    Sözleşmede öngörülen takvim aşılmış, edim hâlâ yerine getirilmemiştir. Gecikmenin nedeni, süre uzatımı talebinin usulüne uygun iletilip iletilmediği ve gecikmeye bağlanmış bir ceza kaydının bulunup bulunmadığı incelenebilir.

  3. Eksik veya ayıplı ifa ile karşılaşılması

    Edim yerine getirilmiş, ancak kararlaştırılan nitelikleri taşımamaktadır. Muayene ve bildirim yükümlülüğünün ne zaman doğduğu, hangi seçimlik hakların gündeme gelebileceği ve tespitin nasıl belgeleneceği değerlendirilebilir.

  4. Hukuka aykırı bir davranışla zarar doğması

    Aralarında sözleşme bulunmayan kişiler arasında da zarar doğabilir. Olayın nasıl gerçekleştiği, zararın kapsamı ve kusurun kimde bulunduğu haksız fiil çerçevesinde incelenebilir.

  5. Borçlu olunmayan bir ödemenin yapılması

    Bir ödeme, borç bulunmadığı hâlde ya da yanlışlıkla gerçekleştirilmiştir. İadenin hangi çerçevede istenebileceği ve karşı tarafın zenginleşmenin devam etmediği yönündeki savunmaları birlikte ele alınabilir.

  6. Cezai şart talebiyle karşılaşılması

    Sözleşmedeki bir ceza kaydına dayanılarak ödeme istenmektedir. Kaydın hangi aykırılığa bağlandığı, bedelin hesaplanma biçimi ve asıl edimle ilişkisi değerlendirilebilir.

  7. Alacağın devredildiğinin bildirilmesi

    Borçluya, alacağın üçüncü bir kişiye geçtiği bildirilmiştir. Devrin usulü, bildirimin doğurduğu sonuçlar ve borçlunun önceki alacaklıya karşı ileri sürebildiği savunmaların korunup korunmadığı ele alınabilir.

  8. Uzun süredir gündeme gelmemiş bir alacağın istenmesi

    Aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra ödeme talebi iletilmiştir. Sürenin ne zaman işlemeye başladığı ve arada kesilme ya da durma sonucu doğuran bir işlem bulunup bulunmadığı incelenebilir.

03 Süreç

Bir borç ilişkisinde izlenebilecek sıra

  1. İlişkinin kaynağının belirlenmesi

    Talebin sözleşmeye mi, haksız fiile mi yoksa sebepsiz zenginleşmeye mi dayandığı saptanır; ispat düzeni ve süreler bu ayrımla birlikte şekillenir.

  2. Edimin ve muacceliyetin tespiti

    Hangi edimin hangi tarihte istenebilir hâle geldiği; vade, koşul ya da karşılıklı ifa kaydı bulunup bulunmadığı belirlenir.

  3. Belge ve kayıtların bir araya getirilmesi

    Sözleşme metni, yazışmalar, faturalar, teslim tutanakları ve ödeme kayıtları tarih sırasına dizilerek ilişkinin akışı çıkarılır.

  4. Karşı tarafa yazılı bildirim

    Talebin konusu, dayanağı ve tanınan süre açık biçimde yazıya dökülür; bildirimin ulaştığının belgelenmesi ayrıca gözetilir.

  5. Sulh ve arabuluculuk imkânının değerlendirilmesi

    Tarafların anlaşabileceği bir çerçeve bulunup bulunmadığı; ödeme planı, indirim ya da karşılıklı ibra seçenekleri ele alınır.

  6. Talebin çerçevesinin ve süre durumunun belirlenmesi

    Hangi istemin hangi sırayla ileri sürülebileceği ile zamanaşımı bakımından hangi noktada bulunulduğu birlikte değerlendirilir.

Aşamalar temsilîdir; izlenecek yol somut olayın niteliğine göre belirlenir.

04 Belgeler

Borç ilişkisinde incelenebilecek kayıtlar

  • Sözleşme metni, ekleri ve genel işlem koşulları Edimin içeriğini, vadeyi, ceza kayıtlarını ve uyuşmazlık hâlinde izlenecek yolu gösteren temel belgedir.
  • Teklif, sipariş ve kabul yazışmaları Yazılı tek bir metin bulunmadığında ilişkinin hangi koşullarla kurulduğunu ortaya koyabilir.
  • Fatura, irsaliye ve teslim tutanakları Edimin ne zaman ve hangi kapsamda yerine getirildiğini; teslimin kabul edilip edilmediğini gösterir.
  • Banka dekontları ve hesap ekstreleri Ödemenin tarihini, tutarını ve açıklamasını belgeleyerek hangi borca mahsup edildiğinin tartışılmasına imkân verir.
  • İhtarname ve tebliğ şerhi Temerrüdün hangi anda doğduğunun ve talebin karşı tarafa ne zaman ulaştığının tespitinde kullanılır.
  • Cari hesap mutabakatı ve bakiye bildirimleri Bakiyenin taraflarca kabul edilip edilmediğini gösterir; borç ikrarı niteliği taşıyıp taşımadığı ayrıca değerlendirilir.
  • Alacağın devri sözleşmesi ve borçluya bildirim yazısı Alacağın kime ait olduğunu ve ödemenin kime yapılması gerektiğini ortaya koyar.
  • İbraname, sulh protokolü ve ödeme planı Hangi taleplerin sona erdiğini, hangilerinin saklı tutulduğunu ve ödemenin hangi takvime bağlandığını gösterir.

Belgeler görüşme sırasında birlikte değerlendirilir; bu form üzerinden veya e-posta ile hassas belge iletilmesi beklenmez.

05 Dikkat

Gözden kaçırılmaması yararlı olan noktalar

  • İhtarın içeriği ve ulaştığının belgelenmesi

    Bildirimde hangi edimin, hangi tutarda ve hangi süre içinde istendiği açıkça yer almazsa, sonradan temerrüdün doğduğu anın tartışmalı hâle gelmesi mümkündür. Bildirimin karşı tarafa ulaştığını gösteren kaydın saklanması da aynı ölçüde önem taşır.

  • Zamanaşımının sessizce işlemesi

    Süre, taraflar arasında görüşmeler sürerken de işlemeye devam eder; yalnızca yazışma yapılmış olması kural olarak süreyi kesmez. Sürenin hangi tarihte başladığının ve hangi işlemin kesme sonucu doğurabileceğinin erken belirlenmesi yerinde olur.

  • Kısmi ödemenin doğurabileceği sonuçlar

    Borcun bir bölümünün ödenmesi ya da faiz ödenmesi, uygulamada borcun kabulü biçiminde değerlendirilerek süre bakımından sonuç doğurabilir. Ödeme yapılırken hangi borca ve hangi çekince ile mahsup edildiğinin yazılı olarak belirtilmesi düşünülebilir.

  • İbra ve mutabakat metinlerinin kapsamı

    Geniş yazılmış bir ibra kaydı, o tarihte bilinmeyen talepleri de kapsayacak biçimde yorumlanabilir. Metnin hangi dönemi ve hangi kalemleri kapsadığının, saklı tutulan hakların ise ayrıca yazılmasının imzadan önce netleştirilmesi yararlı olur.

  • Çekince konulmadan yapılan kabuller

    Geciken bir edimin kayıtsız biçimde teslim alınması, gecikmeye bağlı taleplerin sonradan ileri sürülmesini güçleştirebilir. Teslim tutanağına düşülecek kısa bir çekince kaydı bu tartışmayı önleyebilir.

  • Elektronik yazışmaların korunması

    İlişkinin önemli bir bölümü çoğu zaman e-posta ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden yürür. Bu kayıtların cihaz değişikliği ya da hesap kapanması nedeniyle erişilemez hâle gelebileceği gözetilerek düzenli biçimde saklanması, sonradan doğabilecek ispat güçlüğünü azaltır.

06 Borçlar Hukuku

Borç ilişkisinin kaynakları

Bir borcun nereden doğduğu, teknik bir sınıflandırmadan ibaret değildir; talebin nasıl kurulacağını ve neyin ispat edileceğini belirler. Kaynaklar üç ana başlıkta toplanır.

Sözleşme

En yaygın kaynak, tarafların kendi iradeleriyle kurdukları sözleşmedir. Burada borcun içeriğini büyük ölçüde taraflar belirler; kanun ise sınırları çizer ve boşlukları doldurur. Sözleşmeye dayanan bir talepte önce ilişkinin kurulduğu, ardından edimin kararlaştırıldığı gibi yerine getirilmediği ortaya konur. Yazılı metnin bulunması bu iki adımı kolaylaştırır; metin yoksa yazışmalar, faturalar ve fiilî uygulama birlikte değerlendirilir.

Haksız fiil

İkinci kaynak, taraflar arasında önceden bir ilişki bulunmasa dahi doğabilen haksız fiildir. Burada borcu doğuran şey bir anlaşma değil, hukuka aykırı bir davranışla başkasına zarar verilmesidir. Talebin konusu doğrudan zararın giderilmesidir; bu nedenle ağırlık, zararın kapsamının ve olayla bağlantısının ortaya konmasındadır.

Sebepsiz zenginleşme

Üçüncü kaynakta ne bir anlaşma ne de hukuka aykırı bir davranış bulunur. Bir malvarlığı değeri, geçerli bir sebep olmaksızın bir kişiden diğerine geçmiştir. Burada amaç zararın giderilmesi değil, haklı bir sebebe dayanmayan kazanımın geri verilmesidir.

Bu üç kaynağın yanında kanunun doğrudan öngördüğü yükümlülükler ile vekâletsiz iş görme gibi kurumlar da borç doğurabilir. Uygulamada aynı olay birden çok kaynağa dayanabilir; örneğin bir sözleşme ilişkisi içinde gerçekleşen davranış, aynı zamanda haksız fiil oluşturabilir. Böyle hâllerde hangi çerçevenin seçileceği, ispat kolaylığı ve süreler bakımından farklı sonuçlar doğurabildiğinden ayrıca değerlendirilir.

07 Borçlar Hukuku

Haksız fiil sorumluluğu nasıl değerlendirilir?

Haksız fiil sorumluluğu, aralarında sözleşme bulunmayan kişiler arasında da tazminat yükümlülüğü doğurabilen çerçevedir. Değerlendirme genellikle dört unsur üzerinden yürür: hukuka aykırı bir davranışın bulunması, bir zararın doğması, davranış ile zarar arasında bağlantı kurulması ve davranışın kusurlu olması.

Hukuka aykırılık, bir kişinin malvarlığına ya da kişilik değerlerine yönelik davranışın hukuk düzenince korunan bir yararı ihlal etmesini anlatır. Zarar ise malvarlığında meydana gelen azalma ya da elde edilemeyen kazanç biçiminde ortaya çıkabileceği gibi, kişilik değerlerine yönelik ihlallerde manevi zarar olarak da gündeme gelir. Bağlantı unsuru, zararın gerçekten o davranıştan doğup doğmadığı sorusuna karşılık gelir; araya giren başka bir olayın etkisi bu noktada tartışılır.

Kusur aranmayan hâller

Kanun bazı durumlarda kusur aranmaksızın sorumluluk öngörür. Bir kişinin çalıştırdığı kimselerin verdiği zararlardan, gözetimi altındaki kişilerin davranışlarından, hayvanın verdiği zarardan ya da yapı malikinin durumundan doğan sorumluluklar bu kapsamda anılabilir. Tehlike doğuran işletmeler bakımından da benzer bir yaklaşım söz konusudur. Bu hâllerde tartışma kusurdan çok, sorumluluğun kime ait olduğu ve öngörülen özen yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği üzerinde yoğunlaşır.

Tazminatın belirlenmesi

Tazminatın kapsamı, zararın niteliğine ve tarafların durumuna göre belirlenir. Zarar görenin olayın doğmasına ya da büyümesine katkısı, tazminatın indirilmesi sonucunu doğurabilir. Bedensel zararlarda tedavi giderleri, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar ve iyileşme süresindeki kazanç kaybı ayrı kalemler olarak ele alınır. Ölüm hâlinde ise cenaze giderleri ile desteğini yitirenlerin talepleri gündeme gelir.

Zarara birden çok kişinin birlikte yol açması hâlinde bu kişilerin müteselsil sorumluluğu söz konusu olabilir; zarar gören, talebini bunlardan birine yöneltebilir. Haksız fiile dayalı taleplerde zamanaşımı, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren işleyen bir süre ile fiilin gerçekleştiği andan itibaren işleyen daha uzun bir süre birlikte değerlendirilerek belirlenir; ayrıca aynı fiil suç oluşturuyorsa daha uzun süreler gündeme gelebilir.

08 Borçlar Hukuku

Sebepsiz zenginleşme ve iade istemi

Sebepsiz zenginleşme, bir kişinin malvarlığındaki artışın haklı bir sebebe dayanmadığı hâllerde iade yükümlülüğü doğuran kurumdur. Buradaki amaç zararın giderilmesi değil, dayanaksız kazanımın geri verilmesidir. Değerlendirme dört soru üzerinden yürür: bir zenginleşme var mıdır, buna karşılık bir malvarlığında azalma doğmuş mudur, ikisi arasında bağlantı kurulabilir mi ve zenginleşme haklı bir sebebe dayanmakta mıdır?

Uygulamada en sık karşılaşılan görünüm, borçlu olunmayan bir edimin yerine getirilmesidir. Ödemenin yanlış kişiye yapılması, aynı borcun ikinci kez ödenmesi ya da hiç doğmamış bir borç için ödeme yapılması bu kapsamda ele alınabilir. Sonradan ortadan kalkan bir sebebe dayanılarak yapılan kazanımlar ile gerçekleşmeyeceği anlaşılan bir sebep için yapılan edimler de aynı çerçevede değerlendirilir.

Kurumun ikincil niteliği

Sebepsiz zenginleşme, elde başka bir talep imkânı bulunmadığında devreye giren tamamlayıcı bir yoldur. Aynı olay için sözleşmeye dayanan bir talep ileri sürülebiliyorsa, kural olarak önce o çerçeve değerlendirilir. Bu nedenle bir iade isteminde ilk adım, taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesidir.

İadenin kapsamı

İade yükümlülüğünün sınırı, zenginleşmenin talep anında ne ölçüde devam ettiğine bağlıdır. Kazanımı elinde tuttuğunu bilmeyen ve bilmesi de beklenemeyecek olan kişi, elinden çıkardığı ölçüde iadeden kurtulabilir. Buna karşılık iade yükümlülüğünü bilerek hareket eden kişinin sorumluluğu daha geniştir. Bilerek ve borçlu olmadığını bilerek yapılan ödemelerin geri istenmesi ise kanunda sınırlanmıştır; bu nedenle ödeme sırasında çekince konulup konulmadığı ayrı bir tartışma başlığı hâline gelebilir. Bu tür istemlerde zamanaşımı, iade hakkının öğrenilmesinden itibaren işleyen kısa bir süre ile zenginleşmenin doğduğu andan itibaren işleyen daha uzun bir süre birlikte gözetilerek değerlendirilir.

09 Borçlar Hukuku

Temerrüt, ifa imkânsızlığı ve cezai şart

Borcun zamanında yerine getirilmemesi tek bir sonuca bağlanmaz; hangi kuralın uygulanacağı, gecikmenin niteliğine ve edimin hâlâ yerine getirilebilir olup olmamasına göre değişir.

Muacceliyet ve temerrüt

Bir borcun istenebilir hâle gelmesine muacceliyet denir. Muaccel bir borç ödenmediğinde, borçlunun temerrüde düşmesi için kural olarak alacaklının ihtarda bulunması aranır. Tarafların belirli bir gün kararlaştırdığı ya da vadenin sözleşmeden anlaşıldığı hâllerde ise ihtara gerek kalmaksızın temerrüdün doğması gündeme gelebilir. Temerrüdün hangi anda doğduğu, gecikme faizinin başlangıcı bakımından belirleyicidir; para borçlarında faiz oranı sözleşmede kararlaştırılmamışsa kanuni orana göre belirlenir ve ticari işlerde farklı bir oran uygulanabilir. Faizi aşan bir zararın doğduğu ileri sürülüyorsa, bu zararın ayrıca ortaya konması beklenir.

Alacaklının seçimlik hakları

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlu temerrüde düştüğünde alacaklı, kural olarak uygun bir süre tanır. Bu süre sonuçsuz kalırsa; ifayı ve gecikmeden doğan zararın giderilmesini istemek, ifadan vazgeçerek borcun yerine getirilmemesinden doğan zararın karşılanmasını istemek ya da sözleşmeden dönmek seçenekleri gündeme gelebilir. Hangi seçeneğin kullanıldığının karşı tarafa açıkça bildirilmesi beklenir; sonradan yön değiştirilmesi tartışma doğurabilir.

İfa imkânsızlığı

Edimin yerine getirilmesi sonradan imkânsız hâle gelmişse, ayrımın merkezinde bu sonucun borçluya yüklenip yüklenemeyeceği bulunur. Borçluya yüklenemeyen bir imkânsızlıkta borç sona erer ve karşılıklı ilişkilerde alınanların geri verilmesi gündeme gelir. Borçluya yüklenebilen imkânsızlıkta ise borç, tazminat yükümlülüğüne dönüşür. Edimin bir bölümünün imkânsız hâle geldiği ya da ifanın aşırı derecede güçleştiği durumlar da ayrıca değerlendirilen başlıklardır.

Cezai şart

Taraflar, aykırılık hâlinde ödenecek bedeli önceden kararlaştırabilir. Bu kayıt, zararın ispatı tartışmasını sadeleştirir; ancak metnin hangi aykırılığa bağlandığı, ifa ile birlikte mi yoksa ifanın yerine mi istenebileceği ve cezayı aşan zararın ayrıca talep edilip edilemeyeceği yazımdan okunur. Aşırı bulunan cezanın indirilmesine imkân veren düzenlemeler hukukumuzda yer alır; bununla birlikte bu tartışmanın seyri somut ilişkiye göre değişir. Alacaklının kendi yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde ise alacaklı temerrüdü gündeme gelebilir; bu durumda borçlunun tevdi ve benzeri imkânları ayrıca değerlendirilir.

10 Borçlar Hukuku

Zamanaşımı, alacağın devri, üstlenme ve ibra

Bir alacağın var olması, her zaman ileri sürülebileceği anlamına gelmez. Zamanaşımı, belirli bir süre geçtikten sonra borçluya ödemeden kaçınabilme imkânı tanıyan kurumdur. Süre dolduğunda borç kendiliğinden ortadan kalkmaz; borçlu bu durumu ileri sürmezse talep incelenmeye devam eder. Bu nedenle zamanaşımı, hâkim tarafından resen gözetilmeyen ve ilgilisince ileri sürülmesi gereken bir savunma olarak değerlendirilir.

Sürenin işlemesi, kesilmesi ve durması

Süre kural olarak alacağın muaccel olduğu andan itibaren işlemeye başlar. Kanun, farklı alacak türleri için farklı süreler öngörür; kira, ücret ve dönemsel edimler gibi kalemler ile genel nitelikteki alacaklar aynı sürelere tabi olmayabilir. Borcun ikrar edilmesi, kısmi ödeme yapılması, faiz ödenmesi, dava açılması ya da icra takibine geçilmesi gibi işlemler süreyi kesebilir; kesilme hâlinde süre baştan işlemeye başlar. Bazı ilişkilerde ise sürenin işlemesi durur ve durma sebebi ortadan kalktığında kaldığı yerden devam eder. Sürelerin sözleşmeyle değiştirilmesi kanunla sınırlanmıştır; bu nedenle metinlerdeki süre kayıtları ayrıca incelenir.

Alacağın devri

Alacaklı, kural olarak borçlunun rızasını almaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Kanun, kişiye sıkı sıkıya bağlı olmayan alacaklar için bu imkânı tanır; devrin geçerliliği ise yazılı şekle bağlıdır. Devrin borçluya bildirilmesi geçerlilik koşulu olmasa da uygulamada belirleyicidir: bildirimden önce iyiniyetle önceki alacaklıya yapılan ödeme borcu sona erdirebilir. Devirle birlikte borçlunun konumu ağırlaşmaz; devirden önce mevcut olan savunmalar yeni alacaklıya karşı da ileri sürülebilir.

Borcun üstlenilmesi

Alacak tarafındaki değişikliğin aksine, borçlu tarafındaki değişiklik alacaklının onayına bağlıdır. Bir kişinin borcu üstlendiğini bildirmesi iç ilişkide sonuç doğursa da, alacaklı onay vermedikçe eski borçlunun sorumluluğu devam eder. Bir işletmenin ya da malvarlığının devri gibi hâllerde ise devralanın sorumluluğuna ilişkin özel kurallar ayrıca değerlendirilir.

İbra ve mutabakat

Taraflar, borcun sona ermesi konusunda anlaşarak da ilişkiyi kapatabilir. İbra, alacaklının alacağından vazgeçmesini ifade eder ve kapsamı metnin yazımıyla belirlenir. Geniş yazılmış bir kayıt, imza tarihinde bilinmeyen taleplere de etki edebileceğinden; hangi dönemin, hangi kalemlerin kapsandığı ve saklı tutulan bir hak bulunup bulunmadığı imzadan önce netleştirilebilir.

11 Kavramlar

Borçlar hukukunda geçen kavramlar

Edim
Borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış; bir şeyi vermek, bir işi yapmak ya da bir davranıştan kaçınmak biçiminde ortaya çıkabilir.
Muacceliyet
Bir borcun istenebilir hâle gelmesi. Vade dolmadan önce kural olarak ifa talep edilemez.
Temerrüt
Muaccel bir borcun zamanında yerine getirilmemesi ve kanunun aradığı koşulların gerçekleşmesiyle borçlunun gecikmeye düşmesi hâli.
İfa imkânsızlığı
Edimin sonradan yerine getirilemez hâle gelmesi. Sonuçları, imkânsızlığın borçluya yüklenip yüklenemeyeceğine göre değişir.
Cezai şart
Sözleşmeye aykırılık hâlinde ödenmesi önceden kararlaştırılan bedel. Zararın ispatı tartışmasını sadeleştirmeye yönelik bir kayıttır.
Sebepsiz zenginleşme
Bir malvarlığındaki artışın haklı bir sebebe dayanmaması hâlinde iade yükümlülüğü doğuran kurum.
Müteselsil borçluluk
Birden çok borçlunun, borcun tamamından alacaklıya karşı ayrı ayrı sorumlu olması. Alacaklı talebini borçlulardan birine yöneltebilir.
Alacağın devri
Alacaklının, alacağını üçüncü bir kişiye geçirmesi. Kural olarak borçlunun rızası aranmaz, geçerliliği yazılı şekle bağlıdır.

Açıklamalar sadeleştirilmiş bilgilendirmedir; mevzuattaki tanımların yerine geçmez.

§ Soru — Cevap

Sık sorulan sorular

Yazılı bir sözleşme yoksa alacak yine de istenebilir mi?

Sözleşmeler kural olarak şekle bağlı değildir; sözlü olarak ya da yazışmalar üzerinden de kurulabilir. Bu nedenle imzalı tek bir metnin bulunmaması, tek başına alacağın istenemeyeceği anlamına gelmez. Asıl güçlük ispat aşamasında ortaya çıkar: ilişkinin hangi koşullarla kurulduğu, hangi edimin üstlenildiği ve vadenin ne olduğu gösterilmelidir. Teklif ve sipariş yazışmaları, faturalar, teslim tutanakları, banka kayıtları ve tarafların fiilî uygulaması bu noktada birlikte değerlendirilir. Bazı işlemler bakımından ise kanun yazılı ya da resmî şekil arar; bu hâllerde şekle uyulmamış olması ayrıca ele alınır. Ayrıca belirli bir tutarın üzerindeki iddiaların ispatına ilişkin usul kuralları da bulunduğundan, hangi delile dayanılabileceği baştan belirlenir.

Borçlunun temerrüde düşmesi için her durumda ihtar gerekir mi?

Kural, muaccel hâle gelmiş bir borç için alacaklının ihtarda bulunmasıdır; temerrüt çoğu ilişkide bu bildirimle doğar. Bununla birlikte kanun bazı hâllerde ihtarı gereksiz kılar. Tarafların ifa günü olarak belirli bir tarih kararlaştırdığı, vadenin sözleşmenin niteliğinden anlaşıldığı ya da borçlunun borcu yerine getirmeyeceğini açıkça bildirdiği durumlar bunlar arasında sayılabilir. İhtarın gerekli olduğu hâllerde bildirimin içeriği önem taşır: hangi edimin istendiği, tutarın nasıl hesaplandığı ve ne kadar süre tanındığı açık biçimde yer alabilir. Bildirimin karşı tarafa ulaştığının belgelenmesi ise temerrüdün başlangıç anının tespitinde kullanılır.

Gecikme faizi hangi andan itibaren istenebilir?

Para borçlarında faiz, kural olarak temerrüdün doğduğu andan itibaren işlemeye başlar. Bu an; ihtarın karşı tarafa ulaştığı tarih olabileceği gibi, kararlaştırılmış bir vadenin bulunduğu hâllerde vadenin dolduğu tarih de olabilir. Oran öncelikle sözleşmeden belirlenir; taraflar bir oran kararlaştırmamışsa kanuni orana göre hesaplama yapılır ve ticari işlerde farklı bir oran gündeme gelebilir. Sözleşmeyle kararlaştırılan oranların üst sınırına ilişkin düzenlemeler de bulunduğundan, metindeki faiz kaydının geçerliliği ayrıca değerlendirilebilir. Faizin karşılamadığı bir zararın doğduğu ileri sürülüyorsa, bu zararın kapsamının ayrıca ortaya konması beklenir.

Zamanaşımı dolduğunda borç tamamen ortadan kalkar mı?

Hayır. Zamanaşımı borcu sona erdirmez; borçluya, talebi karşılamaktan kaçınabilme imkânı verir. Bu imkân ileri sürülmedikçe talep incelenmeye devam eder, çünkü zamanaşımı kendiliğinden gözetilen bir konu olarak değerlendirilmez. Uygulamadaki en belirgin sonucu şudur: süresi dolmuş bir borç için ödeme yapılmışsa, ödenen tutar kural olarak geri istenemez. Borçlunun süre dolduktan sonra borcu kabul etmesi de yeni bir değerlendirmeyi gündeme getirebilir. Bu nedenle sürenin hangi tarihte dolduğu kadar, o tarihten sonra hangi beyanların yapıldığı da önem taşır.

Zamanaşımı hangi işlemlerle kesilir?

Kanun, süreyi kesen hâlleri ayrıca düzenler. Borçlunun borcu kabul etmesi bu hâllerin başında gelir; kısmi ödeme yapılması, faiz ödenmesi ya da bir güvence verilmesi de kabul biçiminde değerlendirilebilir. Alacaklı tarafında ise dava açılması, icra takibine geçilmesi ve iflas masasına başvurulması gibi işlemler kesme sonucu doğurur. Kesilme hâlinde süre sıfırlanır ve yeniden işlemeye başlar. Buna karşılık taraflar arasındaki görüşmeler, tek başına yapılan yazışmalar ya da sözlü hatırlatmalar kural olarak kesme sonucu doğurmaz. Bu ayrım, sürecin uzadığı ilişkilerde erkenden gözden geçirilmesi yararlı olan bir noktadır.

Alacağın devri için borçlunun onayı gerekir mi?

Kural olarak gerekmez. Alacaklı, kanundan ya da sözleşmeden doğan bir engel bulunmadıkça alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir; devrin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Ancak devrin borçluya bildirilmesi uygulamada belirleyicidir. Bildirimden haberdar olmayan borçlunun iyiniyetle önceki alacaklıya yaptığı ödeme, borcu sona erdirebilir. Devir borçlunun konumunu ağırlaştırmaz: devir anında mevcut olan itiraz ve savunmalar yeni alacaklıya karşı da ileri sürülebilir. Sözleşmede devri yasaklayan ya da izne bağlayan bir kayıt bulunup bulunmadığı ise ayrıca incelenir.

Borcun bir başkası tarafından üstlenilmesi mümkün müdür?

Mümkündür, ancak alacak tarafındaki değişiklikten farklı bir usule tabidir. Borçlunun değişmesi alacaklının hukuki durumunu doğrudan etkilediğinden, üstlenmenin alacaklıya karşı sonuç doğurabilmesi onun onayına bağlıdır. Onay alınmadığı sürece eski borçlunun sorumluluğu devam eder; üstlenme yalnızca üstlenen ile borçlu arasındaki iç ilişkide hüküm ifade eder. Bir işletmenin ya da malvarlığının devri gibi hâllerde devralanın sorumluluğuna ilişkin özel kurallar bulunduğundan, bu tür işlemler ayrıca değerlendirilir. Onayın yazılı biçimde alınması, sonradan doğabilecek tartışmaları azaltabilir.

Müteselsil borçlulukta alacaklı kime başvurabilir?

Müteselsil borçlulukta alacaklı, borcun tamamını borçlulardan dilediğine yöneltebilir; hepsine aynı anda ya da sırayla başvurması da mümkündür. Borç tamamen ödendiğinde diğer borçluların yükümlülüğü sona erer. Ödemeyi yapan borçlunun diğerlerine başvurabilmesi ise kendi aralarındaki iç ilişkiye göre belirlenir; payların nasıl dağılacağı sözleşmeden ya da olayın koşullarından çıkarılır. Bu yapı, birden çok kişinin birlikte zarara yol açtığı hâllerde de gündeme gelebilir. İç ilişkideki payların baştan yazılı hâle getirilmesi, sonraki başvuru aşamasını kolaylaştırabilir.

İbraname imzalanırken nelere bakılabilir?

İbra, alacaklının alacağından vazgeçmesini ifade eder ve kapsamı büyük ölçüde metnin yazımıyla belirlenir. Genel ifadelerle kurulmuş bir kayıt, imza tarihinde henüz bilinmeyen talepleri de kapsayacak biçimde yorumlanabilir. Bu nedenle metnin hangi dönemi ve hangi kalemleri kapsadığı, ödemenin hangi borca mahsup edildiği ve saklı tutulan bir hak bulunup bulunmadığı imzadan önce açıklığa kavuşturulabilir. Ödeme ile ibranın aynı anda mı yoksa farklı tarihlerde mi gerçekleşeceği de metinde yer alabilir. Bazı ilişki türlerinde ibranın geçerliliği için özel koşullar öngörüldüğünden, ilişkinin niteliği ayrıca gözetilir.

Aynı olay hem sözleşmeye aykırılık hem haksız fiil oluşturabilir mi?

Bu ihtimal uygulamada gündeme gelebilir. Bir davranış, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık oluştururken aynı zamanda hukuk düzenince korunan bir yararı da ihlal ediyorsa, iki çerçevenin birlikte değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Hangi çerçeveye dayanılacağı önemsiz bir tercih değildir: ispat düzeni, kusurun rolü ve zamanaşımı süreleri iki yolda farklılık gösterebilir. Bu nedenle talebin dayanağı, dosyadaki belgeler ve olayın akışı birlikte gözetilerek belirlenir. Somut olayda hangi yolun uygun olduğu, ilişkinin kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilir.

Yanlışlıkla yapılan bir ödeme geri istenebilir mi?

Borçlu olunmadığı hâlde yapılan bir ödemenin iadesi, sebepsiz zenginleşme çerçevesinde gündeme gelebilir. Burada belirleyici olan, ödemenin yanlışlıkla mı yoksa borçlu olunmadığı bilinerek mi yapıldığıdır; bilerek yapılan ödemelerin geri istenmesi kanunda sınırlanmıştır. Bu nedenle ödeme sırasında bir çekince konulup konulmadığı ve açıklama alanına ne yazıldığı önem taşıyabilir. Karşı taraf, kazanımın elinde kalmadığını ileri sürerek iadenin kapsamını tartışabilir; bu savunmanın dinlenmesi ise onun durumu bilip bilmediğine göre değişir. İade istemlerinde süre de gözetildiğinden, talebin gecikmeden ele alınması yerinde olur.

Cezai şart ödendikten sonra ayrıca zarar istenebilir mi?

Bu, öncelikle sözleşmenin nasıl yazıldığına bağlıdır. Cezanın yalnızca kararlaştırılan bedelle sınırlı kalacağı belirtilmişse, aşan zarar için ayrıca talepte bulunulması güçleşir. Metinde cezayı aşan zararın da istenebileceği düzenlenmişse, bu kez zararın kapsamının ayrıca ortaya konması beklenir. Cezanın ifanın yerine mi geçtiği yoksa ifayla birlikte mi istenebileceği de aynı ölçüde belirleyicidir. Aşırı bulunan cezanın indirilmesine imkân veren düzenlemeler bulunmakla birlikte, bu tartışmanın seyri ilişkinin niteliğine ve olayın koşullarına göre değişir. Metnin imzadan önce bu gözle okunması, sonradan doğabilecek belirsizliği azaltır.

Bu yanıtlar genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olaylar kendi koşulları içinde farklılık gösterebilir ve güncel mevzuata göre değerlendirilmelidir.

Yararlanılabilecek resmî kaynaklar

§ İletişim

İletişim bilgileri ve görüşme talebi

Görüşmeler randevu ile planlanır. Talebinizi telefonla, e-postayla veya iletişim sayfasındaki form aracılığıyla iletebilirsiniz.

Görüşme Talebi Oluştur
Telefon
0532 429 09 26
Adres
Osmaniye Mah. İncirli Yolu Sk. Sarıalioğlu Apt. No: 31 K: 5 D: 12, 34146 Bakırköy/İstanbul Haritada aç (yeni sekmede açılır) ↗
Çalışma Saatleri
Pazartesi–Cuma / 09.00–18.00
Şeffaf ve anlaşılır

Çerezler, gizlilik ve kullanım koşulları

Bu sitede analitik veya reklam amaçlı izleme çerezleri kullanılmaz. Yönetici oturumu gibi gerekli teknik kayıtlar ve seçiminizi hatırlayan tarayıcı kaydı kullanılır.

“Kabul et” seçimi, aşağıdaki site kullanım koşullarını kabul ettiğinizi ve gizlilik ile çerez açıklamalarını okuduğunuzu belirtir. İsteğe bağlı izleme veya pazarlama izni vermez.

Sitedeki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu seçim bir avukatlık veya vekâlet sözleşmesi kurmaz; iletişim formundaki bilgilendirme ve onayın yerine geçmez.

Seçiminiz bu tarayıcıda 180 gün hatırlanır; sunucuya gönderilmez. Kapatmak veya sayfayı kaydırmak kabul anlamına gelmez.